- Bölüm I -

- Bölüm II -

HACI ALİ




- Bölüm III -

HACI ALİ





Vahşi Batı'nın Osmanlı Şerifi

Vahşi Batı’nın Osmanlı Şerifi

Arizona’nın Quartzsite isimli küçücük bir kasabası var. O kadar çorak ve küçük ki gittiğinizde doğru düzgün bir ev bile göremezsiniz. Burada eski, küflü bir tabela gözünüze çarpar; “Hi Jolly’nin anıtına 200 metre”! 200 metre ileride piramit şeklinde bir türbe, üzerinde ise deve şeklinde bir rüzgar gülü! Türbenin hemen önünde bir kitabe, kitabedeki isim Hacı Ali (Hadji Ali) nam-ı diğer “Hi Jolly”… Amerikalıların kendisini türbesini dikecek kadar çok sevdiren Hacı Ali; Amerika’nın ilk ve tek Osmanlı şerifi… 

Türbenin üzerindeki levhada Hacı Ali’nin Amerika’ya getirdiği “deve taburu” hakkında kısa bir bilgi bulunuyor. Her yıl Ocak ayının altıncı gününde burada deve yarışları yapılıyor, geçişler düzenleniyor. Adı da ‘Hi Jolly Festivali”. Mezarda yatan, daha doğrusu külleri bulunan kişi ise Hacı Ali isminde bir Osmanlı vatandaşı. Evet, doğru okudunuz, her yıl Ocak ayının altıncı gününde Amerika’nın Arizona eyaletindeki Quartzsite isimli kasabada Osmanlı vatandaşı olan Hacı Ali için bir festival düzenleniyor. Hikayedeki asıl kahramanlar ise üç arkadaş; Hacı Ali, Yorgo ve İlyas. Aslında kahramanlarımız sekiz kişidir ve yanlarında da 33 deve vardır. (Bu 8 kişi şu isimlerden oluşur; Yiorgos Caralambo (daha sonra Greek George olarak bilinir), Hadji Ali (Hi Jolly diye bilinir, ABD vatandaşı olduktan sonra ismi Philip Tedro olur), Mimico Teodora (Mico), Hadjiatis Yannaco (Long Tom), Anastasio Coralli (Short Tom), Michelo Georgios, Yanni İIato ve Giorgios Costi) (3 deve Tunus’tan, 9 deve Mısır’dan, 21 deve ise Suriye’den gelmektedir, yani toplam 33 deve. Böyle 33 deve ve 8 bakıcısı ile hikayenin kahramanları tamam olur) Hikayenin kısaca özeti ise şöyledir; ABD ordusu Teksas'ı kontrol altına almak için Meksika ile giriştiği savaşta, çöle dayanıklı hayvan arayışına girer. Savaş Bakanı Jefferson Davis, Supply adlı gemiyi, iki subayla Ortadoğu'ya gönderir. İstanbul'daki Amerikan Büyükelçiliği'nin isteği, Padişah Abdülmecid'e bildirilir. Abdülmecid, 12 Ekim 1856'da hem deve alımı iznini verir hem de iki deve hediye eder. Amerikalılar, develerin bakımları için İstanbul'dan üç deve bakıcısını da kiralarlar. Satın alınan develer ile kiralanan üç deve bakıcısı Supply gemisiyle Teksas'ın İndianola limanına ulaşır. Amerikalılar, ilerleyen zamanda savaşı kazanıp Teksas'ı elde geçirirler. Hacı Ali, Yorgo ve İlyas Bey de görevleri sona erince ülkeye dönmek yerine Amerika'da kalmayı tercih ederler. Buradaki hayata öylesine adapte olurlar ki kovboy gibi giyinmeye bile başlarlar. Aslen Rum olan ve sonradan Müslümanlığı seçen Hacı Ali, yerleştiği Kaliforniya'daki Quartzsite kasabasında "Hi Jolly" diye çağrılır ve çok sevilir. Hacı Ali için her yıl 6 Ocakta Quartzsite'da Hi Jolly Festivali yapılır, deve yarışları düzenlenir. Diğer deve bakıcısı İlyas Bey ise Meksikalı bir kadınla evlenip Meksika'ya yerleşir ve bir oğlu olur. Oğlu Elias Plutarco Calles de, 1924-1928 arasında Meksika Devlet Başkanı olur. Üçüncü bakıcı Yorgo'nun yaşamı için ise fazla bilgi bulunmuyor.
Hikaye aslında şöyle başlıyor; dönemin savaş sekreteri Jefferson Davis, Texas’tan California’ya asker ve mühimmat sevkiyatı yapmayı düşünüyordu fakat çetin iklim koşulları yüzünden buna bir çözüm arıyordu. Aklına aynı iklim koşullarına uygun develerle taşıma yapmak gelince bunu üstlerine sundu. Bu düşüncesi mantıklı bulunarak kısa zamanda develerin temini için 2 kişi görevlendirildi; Yüzbaşı David Dixon ve Belediye Başkanı Henry C. Wayne. Yüzbaşı ile Belediye Başkanı ilk olarak Tunus’a gidip deve satın aldılar ama aldatılmışlardı. Daha ertesi gün develerin yürüyecek kadar bile takatları olmadığını gördüler. Bu yüzden tavsiye üzerine bu sefer Malta’ya, oradan Yunanistan’a geçtiler ama kaliteli deve bulamadılar. Sebebi ise o tarihlerdeki Kırım savaşı yüzünden kaliteli develerin hemen hepsinin devlet tarafından satın alınmış olmasıydı. 

Açıklama: http://www.osmanlikovboyu.com/img/haciali2.pngYüzbaşı ile Belediye Başkanı son çare olarak İzmir’e geldiler. Burada istedikleri gibi develer buldular ama bu sefer de deve bakıcısı sorunu ortaya çıktı. Satın aldıkları 33 deve için en az 5 ila 10 arası bakıcıya ihtiyacı olduklarını öğrendiklerinde çeşitli yazışmalardan sonra 8 bakıcıyı da Amerika’ya götürme izni aldılar. İşte bu 8 bakıcının başında Hacı Ali vardı. 33 deve, 8 bakıcısı ile Yüzbaşı ve Belediye Başkanı yola çıktılar. Yolda kendilerine Mısır ve Suriye’den aldıkları kırktan fazla deve daha eklendi. Amerikan ordusu tarafından kurulan Deve Taburu’nu oluşturacak birliğin temel direkleri hazırdı. Bakıcıların görevi sadece develerin bakımı ile sınırlı değildi. Amerikan askerleri ile develerin birbirlerine alışmalarına yardımcı olmak, develeri nasıl sürmelerini askerlere öğretmek asıl görevleriydi. Deve taburu, Edward Fitzgerald Beale komutası altında Teksas ile Colorado Nehri üzerinde bir bölgeye yerleştirildi. El Paso ile Colorado nehri arasında kullanılmaya başlandı. 

Üç yıl boyunca, İç savaşa kadar develer aktif olarak kullanıldı. Ama ortada çeşitli sorunlar vardı. Birincisi askerler develere alışamamışlardı. İkincisi ise develer iklime ayak uyduramıyordu. Bu arada deve bakıcısı olarak gelenlerde de huzursuzluk baş gösterdi. Kimisi vatan hasretine dayanamıyor, kimisi bir başkası adına savaşmak istemiyordu. Gelen 8 kişiden 5’i geri döndü. Geriye sadece Hacı Ali, Yorgo ve İlyas kaldı. İç savaş boyunca develer taşımacılıkta kullanıldı. 1863 yılında ise deve taburu tamamen kaldırıldı. Kimi develer sirklere, hayvanat bahçelerine satıldı. Kimileri ise hayvan severlere. Develer satılıp deve taburu lağv edilince üç kafadar da açıkta kaldılar. Neyse ki Hacı Ali develerden birkaç tanesini yok pahasına satın almıştı. Hemen bunlardan bir taşıma şirketi kurdu. Los Angeles’ta bir süre develeri ile taşımacılık yaptı. İşleri yolunda gitmeyince develeri satmak istedi ama kıyamadı. Hepsini özgür bıraktı. Yorgo Karalambo ise Los Angeles'ta seyislik yapmaya başladı. 1867 yılında Amerikan vatandaşı olarak “George Allen” adını aldı. 1913 yılında California’da vefat etti. İlyas ise bir süre çeşitli işlerde çalıştıktan sonra Meksika’ya yerleşti. Orada evlenip çoluk çocuğa karıştı. 1877'de doğan oğlu Plutarco Elias 1924 yılında Meksika Cumhurbaşkanı oldu. Hacı Ali iş hayatında istediğini bulamamasına rağmen aşk hayatında mutlu oldu. Gertrudis Serna isimli bir bayanla evlendi. Serna’dan kimi kaynaklara göre 2, kimi kaynaklara göre ise 3 kızı oldu. 1880 yılında o da Amerikan vatandaşlığına geçti. Amerikan vatandaşlığına geçtikten sonra ise halkın sevgisini kazandıktan sonra “şerif” rütbesini aldı. Tam olarak görev süresi bilinmese de sağlığı bozulana kadar şeriflik yaptı. Hayatının son zamanlarında şu an türbesinin bulunduğu Quartzsite kasabasına yerleşti ve 1902 yılında vefat etti. Geriye sadece piramit şeklindeki türbesi kaldı. (O dönemde altına hücum devam etmektedir. Yaşı ilerlemesine rağmen o da modaya uyar ve altına hücum eder. Fakat yolara düştüğü topraklar onu Colorado’da pes ettirir, cebinde 60 sent ile hayata 67 yaşında göz yumar) 

Amerikan Hükümeti Hacı Ali’yi Quartzsite bölgesinde küçük bir mezarlığa gömer. Arizona Eyaleti, Hacı Ali'nin hatırasına bir de anıt diker. Tepesine bakırdan bir deve oturtulmuş, bu anıtın plakasında şunlar yazılıdır: "Hi Jolly'nin son kampı. 1828'de Suriye'de doğdu. Bu ülkeye 10 Şubat 1857'de gelmiştir. Deveci, denkçi ve kılavuz olarak 30 yıldan fazla Birleşik Devletler Hükümeti'ne doğrulukla hizmet etmiştir. 12 Aralık 1902'de Quartzsite'de ölmüştür." 





KİTAP HAKKINDA

Üst üste tam kırk yedi posta arabası soymasına rağmen değil bir gece olsun mapushane damında yatmak, değme kelle avcısının peşine düşmeyi aklından bile geçiremediği, tüm Arizona eyaletinin yaka silktiği, tez zamanda cehennemin dibini boylaması için beddua üstüne beddua ettiği, başbelası “Kansızlar” çetesinin imansız ve amansız lideri Yarımbıyık Larry’nin kasaba meydanında sırf kendisine yan baktı, yetmezmiş gibi bir de çalımlı çalımlı yürüyerek yanından geçip gitti diye tam on dört düellodan tek bir yara bile almadan sağ salim çıkmayı başarmış Boynuzlu Cavendish’i alnının çatısından vurduğu günün gecesinde olmayacak bir şey olmuş; altın sevdasına anasını bacısını, kardaşını avradını, çoluğunu çocuğunu ardında bırakıp çekip gitmiş, aylarca Arizona’nın neredeyse tüm madenlerinde şansını denemiş, ağzında şifa niyetine tek bir dişi bile kalmamış ihtiyar keçi Tekgöz Tommy kasabaya geri dönmüştü. Cebindeki son birkaç dolar ile üst üste yuvarladığı viskiler sebebiyle yarım akılcığını da yitirmiş, bir gece önce çölde tek başına dolaşan ve adeta ahirzaman mahlukatlarından ejderhalar gibi ağzından alev püskürten koskocaman, kırmızı dilli bir deve gördüğünü yumurtlayıvermişti. Vahlar olsun ki ihtiyar keçinin daha ağzından “deve” kelimesi çıktığı anda barı hınca hınç dolduran Quartzsite ahalisi başlarına gelecek olanları anlamış olacaklar ki topyekün kapıya, bacaya, camsız pencerelere hücum ederek adeta etten duvar örmüşlerdi.
Heyhat, beşikteki şuncağız bebekten, bugün yarın ebedi istirahatgahının yolunu tutacak, bu dünyada artık birer misafir kabul edilen, bir ayağı çukurda yekün ihtiyara kadar herkes bilirdi ki bu deve, kasabanın sevilen şerifi Hacı Ali’nin nam-ı diğer Hi Jolly’nin, uzun yıllar önce kaybettiği ve hep izini sürdüğü Ben Akbar’dan başkası değildi, daha doğrusu Quartzsite kasabasının şerifi Hi Jolly muhakkak bunun öyle olduğunu düşünecekti. O gecenin şahitlerinden Meksikalı sütçü Abina Acotas’ın yıllar sonra Arizona’da yayınlanan yerel bir gazetedeki beyanatına göre de olay tamı tamına böyle cereyan etmişti…
- “Hay kör gözüne senin ahmak herif!” diye hiddetlenmişti son on yıldır hemen her gün efsane silahşör Yumurcak Boyle’un atına nal çakmakla övünüp duran kasabanın yegane nalbantı Delsy Cucumber fakat heyhat ki Hi Jolly’i tutabilene aşk olsun. Yetmişini çoktan aşmış kasabanın sevilen şerifi akşamdan beri pineklemekte olduğu tabureden çekirge gibi sıçramış, kendisine mani olabilmek için barın viran kapısının önüne yığılmış nice ademi tek bir omuzla yerle bir ederek, az ötede bağlı olan en az kendisi kadar ihtiyar mustang cinsi atına atladığı gibi gecenin karanlığında kaybolmuştu.
Hi Jolly hala yaşadığına can-ı gönülden inandığı devesi Ben Akbar’ın peşine düştü mü mümkünatı yoktur ki kendiliğinden geri dönsün. Muhakkak kasabanın cevval kovboyları peşine düşecek, saatlerce belki de günlerce iz sürülecek, en nihayetinde muhtemelen kuru bir ağaç gölgesinde perperişan halde, akli melekelerini yitirmiş bir vaziyette Quartzsite şerifi Hi Jolly bulunacaktı.
Yıllarca Comanche’lerin yanında onlardan biri gibi yaşadığından çölde, ormanda iz sürme, avlanma, bitki ve hayvanlardan yararlanma gibi konularda değil kırk beş hanelik Quartzsite’ta, civar yedi kasabada eline su dökecek çıkmayan Kesikkulak Chassidy yanına üvey oğlu Sütbebesi William ile Teksas’ta düzenlenen ve yetmişin üzerinde hınzır kovboyun iştirak ettiği rodeo yarışmasında bugünkü Şili topraklarından getirilen yarım tonluk azgın boğanın üzerinde tamı tamına yirmi dört saniye kalarak bu alanda erişilmesi son derece meşekkatli bir rekora imza atan Altındiş Fisher’ı alarak Hi Jolly’nin peşine düşmüştü.
İhtiyar kurt Hi Jolly’i yabana atmamak gerekir; emektar şerifin bardan çıkmasından takribi on dakika sonra peşine düşülmesine rağmen takipçileriyle arasındaki mesafe neredeyse yarım güne kadar çıkmıştı. Kesikkulak Chassidy, sık sık atından inip avucuna bir parça toprak alıyor, kah burnuna götürüp uzun uzun kokluyor, kah bir parçasını ağzına atıyor, maşuğunu özleyen aşık gibi melul melul ufka dalıp gidiyordu. Ne zaman sonra yere kallavi bir tükürük, belirsize sunturlu bir küfür savuruyor, sonra yeniden atına binerek bembeyaz yılkıya içten bir deh çekiyordu. Nihayet Hi Jolly’nin peşine düştükleri beşinci günün sabahında Chassidy ve şürekası yıllar sonra romanlara, efsanelere hatta ve hatta şarkılara konu olacak Quartzsite şerifini bulmayı başarmışlardı ama vaziyet o kadar iç paralayıcıydı ki olaydan tam on bir yıl sonra Sütbebesi William bir dost meclisinde bu görüntünün uzunca bir süre rüyalarına girdiğini itiraf edecekti.
10 Şubat 1956 yılında meşhur Supply isimli gemi vasıtasıyla Amerika’ya ayak basan ve yıllarca Birleşik Amerika Hükümeti’ne sadakatle yardım eden Hi Jolly, bir kolu “ateş püskürten” deveye sarılmış ve bedeninin yarısı kuma gömülmüş vaziyette ölü olarak bulunmuştu. Kesikkulak Chassidy ve şürekası çektikleri azaptan mıdır yoksa ahalinin düşeceği vaziyeti az çok tahmin ettiklerinden midir bilinmez, ellerinden geldiğince oyalanmışlar, normal şartlar altında bir günü aşmadan varabilecekleri kasabaya ancak üç şafak sonra sonra dönebilmişlerdi. Hadisenin şahitlerinin kemikleri sızlasın o nasıl kara bir gündür, o nasıl ızdırap, nasıl kederdir. Sadece kasaba ahalisi mi, yemin billah olsun ki sahipsiz sokak köpeklerinden tutun da Çöpçü Niko’nun kör eşeğine kadar kasabada Allah’ın verdiği nefesi alan her bir canlı sonraki sabaha kadar gözyaşı dökmüştü. Asıl ismi Hacı Ali olmasına rağmen Yeni Dünya’da Hi Jolly olarak bilinen Osmanlı kovboyunun cebinden sadece altmış cent çıktığından, cenazesinin şanına yakışır vaziyette kaldırılması için Ayyaş Cody onlarca bitin fink attığı, aylardır su yüzü görmemiş kellesinden çıkardığı şapkasını halk arasında dolaştırarak yirmi doları denkleştirmişti de maceraperest Quartzsite şerifi ertesi gün bütün kasaba halkının katıldığı bir törenle layıkıyla defnedilebilmişti. Şanslıydı ki sadece komşu kasaba Snowy Yards’taki değil Arizona civarındaki yegane caminin imamı Webb Efendi de kıymaya gittiği bir nikahın iki tarafı arasında çıkan husumet yüzünden erken dönmek mecburiyetinde kalmıştı da çok sevdiği arkadaşı Hi Jolly’nin cenazesine yetişebilmiş ve ruhuna can-ı gönülden bir Fatiha okumuştu. 1828 yılında, o zamanlar Osmanlı Devleti sınırlarında yer alan bugünkü Suriye topraklarında gözlerini açtığı dünyaya tam yetmiş dört yıl sonra Amerika’nın Arizona eyaletine bağlı Quartzsite kasabasında veda eden meşhur Osmanlı kovboyu Hacı Ali’nin ya da Yeni Dünya’da bilinen adıyla Hi Jolly’nin inanılmaz hikayesine şahit olmaya hazır mısınız? Eğer hazırsanız hikayeyi ta en başından anlatmaya başlayalım…






1984 Yayınevi Hakkında

1984 Yayınevi 
1984 Yayınevi logosuyla sadece "okunmaya değer kitaplar" göreceksiniz. 

Şimdilik edebiyatla başladık; sosyal bilimlerle, sanat kitaplarıyla, bilim ve felsefeyle, siyasete dair kitaplarla devam edeceğiz. 

Bizim tek derdimiz insanlara 'iyi şeyler'* sunmak: esaslı metinler, orjinal dilden özenli çeviriler, estetik kitap tasarımları... 

Dolayısıyla, bizim birincil misyonumuz henüz Türkçe'de yayımlanmamış eserleri yayımlamaktır. Pek çok dilden sayısız eser Türkçe'de yayımlanmayı bekliyor ve biz bunları pek çoğunu -bütçemiz elverdiğince- Türkçe'ye kazandırmayı kendimize görev edindik. 

Bunun sadece iki istisnası olabilir; ya bir kitabın uzun süredir baskısı bulunamıyordur ya da kaynak (orjinal) dilden değil de İngilizceden çevrilen metinlerdir. Bir diğer ilkemiz; çok satacağını bilsek bile oku(ya)mayacağımız bir kitabı basmayacağız. 

Hem siz hoşgeldiniz, hem biz hoşbulduk! 
(Bizce bitişik olması daha doğru)

www.1984yayinevi.com

İLETİŞİM